TBWA\İstanbul’un Anadolu Sigorta için hazırladığı, MR, tomografi gibi yüksek tanıları da kapsayan “Sağlıkta Fırsat Poliçesi” reklam kampanyası yaklaşık 2 haftadır yayında. İki filmden oluşan kampanyada, MR’ı ve tomografiyi ucuza getirmeye çalışan insanların komik hikayeleri anlatılıyor. Tv ayağı 2 reklam filminden oluşan kampanyanın bir filminde, parası yetmediği için MR çektiremeyen bir adam bu işi ucuz yollu bir şekilde halletmenin yolunu sahafta kafasının fotokopisini çektirmekte buluyor. İkinci filmde ise aynı sorundan muzdarip bir başka adam, farklı bir çözümle karşımıza çıkıyor. Havaalanı'nda X Ray cihazını görünce ampül yanıyor kafasında! Kim demiş X Ray cihazında tomogrofi çekilmez diye? Arka cepteki çakmağı bile gören cihaz hastalığı mı teşhis edemeyecek?..
Yönetmenliğini Autonomy’den Uygar Kutlu’nun yaptığı reklam filmlerinin ilki Kadıköy Moda Sineması Pasajı’ında eski bir sahafta, ikincisi ise Sabiha Gökçen Havaalanı’ında iki günde çekilmiş.
Kampanya, hastalıktan çok MR’dan korkan bir adamı anlatan radyo spotunun yanı sıra basında da yer alıyor.
Şu anda sağlık poliçelerinde en önemli sorun; kapsanmayan tanı testleri. Bu tanı testleri de oldukça pahalı. Herkesin yaptırmaya imkanı yok. Ama bir sigorta şirketi biz bu testleri de kapsıyoruz derse, işler değişir. Böyle düşününce reklam stratejisinin ne kadar doğru olduğunu anlıyoruz.
Ben bu kampanyaya bayıldım. Ne eksik ne fazla; mükemmel iş. Kıskandığım işler arasında sağlam bir yer edindi...
Komili'nin öyküsü 1878 yılında Midilli adasında başlamış. O yıllarda ada Osmanlı toprağı. Komi'li Hasan, Midilli adasında sabun ve zeytinyağı üreterek geçimini sağlamaktaymış. Aile, Lozan Anlaşmasından sonra Ayvalık'a göç etmiş ve Komili'nin öylüsü burada devam etmiş. Marka kavramının daha sözkonusu bile olmadığı o yıllarda, "kalitesiz ürünle tüketiciyi bir kez kendini ebediyen kandırırsın" diyerek yola çıkan Komi'li Hasan kuşaklar boyu sürecek çok sağlam bir marka yaratmış.
Komili’yi hepimiz zeytinyağı markası olarak biliriz. Ancak Komili, 1995 yılında Unilever tarafından satın alındığından beri sabun,
şampuan gibi farklı ürün gamlarında sahneye çıkmaya başladı. 2008 yılında Unilever,
Komili’yi satmaya karar verdiğinde, Anadolu Grubu ve Ülker satın almak için
büyük bir yarışa girdi. Kazanan Anadolu Grubu oldu. Fakat çok süre geçmeden
Ülker Grubu az da olsa istediğini aldı. Yapılan anlaşmaya göre Komili
zeytinyağı Anadolu grubunda kalacak, fakat diğer bütün ürünlerin hakkı Ülker
Grubuna geçecekti.
Ülker, bir süredir Komili markasını parlatmak için çaba sarf ediyor. İşin iletişim çalışmaları kısmı eksik kalsa da Ar-Ge konusunda bir hayli çalışkanlar. Ülker Grubuna ait Komili ürünleri: Şampuanlar, duş jelleri, sıvı sabunlar, katı sabunlar, bebek ürünleri, çocuk ürünleri, kağıttan mamül havlular, peçeteler, tuvalet kağıtları ve mendiller... Ürün yelpazesini geniş tutmak Ülker Grubunun alameti-farikası ancak tüketicinin kafası karışık. O hala Komili’yi zeytinyağı olarak biliyor ve öyle kullanıyor. Komili tuvalet kağıdını görünce “nasıl yani zeytinyağlı tuvalet kağıdı mı olur?” diye düşünüyor. Şampuan ve duş jeli zeytinyağlı olmak kaydıyla bir şekilde kabul edilebilir (kaldı ki zeytinyağlı olmayan bir sürü çeşitleri var.) fakat diğer ürünler biraz zorlama sanki.
Böyle bir ürün genişlemesi bana çok mantıklı gelmiyor. Ancak tahmin ediyorum ki, Ülker Grubu bunlarla sınırlı kalmayacak. Daha da ötesi, Anadolu Grubu "benim marka imajıma zarar verecek kadar genişleyemezsin" şeklinde bir tepki de vermeyecek. Komili markası iyice sündürülecek.
Bu durum zekice dizayn edilmiş bir reklam kampanyasıyla tabi ki tolare edilip, tüketicinin gözünde mantıklı bir noktaya çekilebilir. Ülker Grubunun böyle bir planı olup olmadığını bilmiyorum ama olması gerekli.
Bütün bu yorumları, satış rakamlarını bilmeden yaptığımı belirtmeliyim. Belki de, satışlar çok iyi. Ülker grubunun raflarda öyle sarsılmaz bir krallığı var ki, bu çok büyük bir avantaj. İsterse ürününü tüketicinin gözüne gözüne sokabilir, fiyat kırarak insanları alıştırabilir vs. Belki de bunları yapıyor veya planlıyorlar. Kim bilir...
Ülkemizin, saygın ve simge bankalarından Oyak Bank 2007 yılında Hollondalı ING Bank'a satıldığında bu durum ekonomi ve siyaset çevrelerinde epey bir tartışılmıştı. ING Bank tabi ki bilinmeyen bir marka değil. 50'den fazla ülkede faaliyet gösteren bir finans grubu. Benelux pazarında birinci sıradalar. Dünyadaki en büyük 20 finans grubu arasında kendilerine yer buluyorlar. Ayrıca dünyada en bilinen markalar sıralamasında ilk 100'deler. Global sloganları: Doing well by doing right. Hatırlayalım Oyak Bank'ın da sloganı şuydu "İyiler mutlaka kazanır." Bu açıdan da bir uygunluk söz konusuydu.
Tabi ki bizler için önemli olan ING Bank'ın yaptığı ve yapacağı iletişim çalışmaları. ING Bank ilk olarak Bir Kadın Bir Erkek dizisinden tanıdığımız Emre Karayel ve Demet Evgar ile çıktı karşımıza. İkilinin dizideki karakterleriyle rol aldığı reklamlar için sadece 'tebessüm ettirdi' deyip geçebiliriz. ING bu kampanyadan beklediği performansı elde edememiş olacak ki bambaşka bir yöne doğru gitti. Logolarındaki aslanı canlandırmak, bu aslanı reklam kampanyasının esas figürü haline getirmeyi tercih ettiler. Aslında çok zekice. Baştan beri yapmaları gereken de buydu bana kalırsa. Logosunda kraliyet aslanı gibi asil bir hayvanı barındıran kaç tane marka var ki dünyada. Gel gelelim, yaratılan aslan bir garip. 2.5 metre uzunluğunda, turuncu, hayatımda gördüğüm en korkunç aslan. Bariz bir kafa anomalisi var, ürkütücü bakışları, anlaşılmaz mimikleri var. Bu aslanın yaratıcı fikri Ultrarpm reklam ajansı tarafından geliştirilmiş. Tasarımı Portekiz'li sanatçı Jose Alves da Silva imzasını taşıyor. Karakterin 3D üretimi ise Hollywood yapımlarına karakterler üreten, İsveçli dünyaca ünlü Effect Studio tarafından animatronics tekniği ile altı haftada gerçekleştirilmiş. Ne para vermişlerdir bunun için!
Açık hava ilanlarında bir hayli dezavantajı var. Yolda yürürken aniden karşıma böyle maymun irisi bir aslan çıkması pek de hoşuma gitmiyor doğrusu. Reklam filmlerinde belki bu açıkları kapatırlar diye düşünürken bir kaç ay önce ilk film çıktı karşımıza. Aslan garip, film daha da garip. Evin babasına sapıkça notlar bırakan, sadece çocuklar tarafından görülen, konuşmayan ama dans eden bir yaratık vardı filmde. Çok tepki aldıklarını tahmin ediyorum. O yüzden geçtiğimiz hafta yayınladıkları yeni reklamda gördük ki, aslanı biraz düzeltmeye çalışmışlar. Yeni aslanın göz anomalisi, iğrenç sarı dişleri ve keskin tırnakları yok. Yüzünde daha sakin bir ifade var. Hafif bir gülümse ve babacan bir ses eklenmiş. Ama tüm bunlar bile durumu kurtarmaya yetmemiş kanaatimce. Bir de reklamda Acun Ilıcalı var. Acun, daha bir kaç ay önce "Halden anlamak" temalı Vakıfbank reklamında oynamamış mıydı? Demek ki ya Vakıfbank Acun'un halinden anlamamış, ya da Acun Vakıfbank'ın!
Sonuç olarak, naçizane fikrim bunun başarısız bir kampanya olduğu. Artık ajans prestiji için daha çok kafa patlatacak belli ki. Ancak bence bu ölü doğmuş bir kampanya. Daha fazla ısrar etmek ajansa emek, markaya para kaybettirmekten başka hiç bir işe yaramaz.
Not: Bu aslan'ın bir de Avustralya versiyonu var. Aman aman. Bizimkinden korkunç. Onu görünce bizimkisi gözüme sevimli gelmeye başladı.
Reklamda her şeyin mübah olmadığını düşündüğüm için bazı reklamlar beni oldukça rahatsız ediyor. Son günlerde yayında olan ve beni oldukça rahatsız eden bir örnek böyle bir şeyi hiç beklemeyeceğim bir marka olan Anadolu Hayat Emekliliğe ait. TBWA İstanbul tarafından yaratılan reklam bir Anaokulunda geçmekte. Sahnedeki öğretmen "Sayın veliler, şimdi de Anaokulumuzun meslekler geçidi" diyerek sahneyi çocuklara bırakıyor. Mikrofonun başına ilk olarak doktor önlüğü giymiş bir kız çocuğu geliyor ve "Büyüyünce ben doktor olacağım. Hastalarıma bakacağım" diyor. Arkasından astronot kıyafetiyle gelen erkek çocuk "Ben astronot olacağım. Uzaya çıkacağım" diyor. Ardından kucağında bebekle tam bir ev hanımı kılığına bürünmüş kız çocuğu "Ben anne olacağım. Çocuklarıma bakacağım" diyor. Hemen ardından mikrofonun başına gelen havalı erkek çocuk ise elleri cebinde rahat bir tavırla "Ben büyüyünce emekli olacağım. İşe gitmeden para kazanacağım. Keyfime bakacağım." diyor. Çok matah bir şey söylemiş gibi de bütün veliler onu ayakta alkışlıyor. Reklam bitti sanırken, "ev hanımlığı" idealindeki kız çocuğu tekrar sahneye atılıp "Ev hanımları da emekli olabilir bir kere. Ben de emekli olacağım" diyerek son tüyü dikiyor!
Şimdi bazı rakamlar vermek istiyorum. Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) 2012 Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre Türkiye 135 ülke arasında 124. sırada. İçinde bulunduğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasında ise sonuncu durumda. Aynı raporun "kadınların ekonomik hayata katılımı ve fırsat eşitliği" başlığında ise 129. sırada yer alıyoruz. Kadınları eğitime erişimi sıralamasında ise 108. sıradayız. Son olarak kadınları siyasi hayata katılımında 98. sırada yer buluyoruz.
Yukarıda belirttiği rakamlar üzerine uzun uzadıya yorum yapmak bu blog'un konusu değil. Ancak sadece bu rakamları vermek dahi derdimi anlatmama yetiyor diye düşünüyorum. Kadınların iş hayatına katılım oranının bu kadar düşük olduğu bir ülkede bir kız çocuğunun hayalini ev hanımlığı olarak göstermek, bu reklamı izleyen yaşıtlarına bunun güzel bir şey olduğu imajını vermek, Atatürk'ün kurduğu İş Bankası'nın bir kuruluşu olan Anadolu Hayat Emekliliğe yakışıyor mu? Üstelik Atatürk'ün en büyük hedeflerinden biri kadınlarımızın tıpkı muasır medeniyetlerdeki gibi sosyal ve ekonomik hayatın içinde en az erkekler kadar rol almasını sağlamak olduğu halde... Erkek çocuğun en büyük idealinin de işe gitmeden para kazanacağı bir hayat olması da cabası. Tembelliğe övgü, ülke olarak ihtiyaç duyduğumuz şeyler sıralamasında nerededir acaba?!
"Alt tarafı bir reklam amma abartmışsın be kardeşim" diyenlere saygı duyarım. Fakat, ülkesinin geleceğinden kaygılı bir birey olarak, "iş hayatına katılmayan kadın ve işe gitmeden para kazanan erkek" imgesinin daha dimağları taptaze olan çocuklarımızın bilinçaltına yerleşmesine bile tahammülüm yok!
REKLAMIN KÜNYESİ Reklamveren: Anadolu Hayat Emeklilik Reklam Ajansı: TBWA\ISTANBUL Kreatif Direktör: Emre Kaplan Yaratıcı Ekip: Kerim Gürsel, Şükran Genç, Doğu Göcük Marka Grubu Ajans Başkan Yardımcısı: Burcu Özdemir Kayımtu Marka Direktörü: Güler Balta Marka Yöneticisi: Denizhan Çakıl Marka Temsilcisi: Yunus Emre Kayaalp Stratejik Planlama Ajans Başkan Yardımcısı: Toygun Yılmazer Stratejik Planlama Direktörü: Tuğyan Çelik Stratejik Planlama: Nisan Danışman Ajans Prodüktörü: Ceyda Kayaçetin Schulte Prodüksiyon Şirketi: Depo Film Yönetmen: İlkay Kopan Post Prodüksiyon: İmaj Müzik: Ömer Ahunbay Kullanılan Mecralar: Televizyon, basın, radyo, internet
Elektro World'ün son promosyon kampanyasını çok beğenenlerdenim. Genelde promosyon kampanyaları ruhsuz, soğuk ve sevimsiz olur. Marka bir an önce promosyon bilgisini vermek ister ama dostlar alışverişte görsün mantığıyla araya stratejiden, fikirden yoksun bir takım yaratıcılıklar (!) serpiştirilir. Ama Elektro World, son promosyon kampanyasında bildiğimiz bu kalıbın dışına çıkmış. Aslında mantık yine aynı. Yani, kısa bir yaratıcı bölüm var, arkasından gelen promosyon bilgisi de var. Diğerlerinde farkı ne peki? Tabi ki Fikri...
Hepimizin, sonradan hatırladığımızda pişman olduğumuz ihmalkarlıklarımız vardır. O derece üzülürüz ki, "bir daha başıma gelse asla aynı şekilde davranmam" diye düşünürüz. İşte, Elekro Worl'ün yaratıcı Ajansı Happy People Project bu içgörüden yola çıkmış. Yıllar sonra hatırlandığında büyük pişmanlık duyulan tarihi olaylardan esinlenerek hazırladıkları "Tarihi fırsatları kaçırma! Pişman olursun" promosyon kampanyasıyla, Elektro World'ün cazip indirimlerine dikkat çekmişler. Kampanya kapsamında hazırlanan "Bizans İmparatoru", "Kaka" ve "Einstein" filmleri tüketiciye, Elektro World'teki fırsatları kaçırması durumunda yaşayacağı kaybın ne kadar büyük olacağını esprili bir dille anlatıyor.
Özellikle, elektronik market piyasasının en büyük oyuncularından Media Markt'ın, Tv'de çıkınca kanal değiştirten reklamlara sahip kampanyasını da dikkate alırsak Elektro World'ün bu kampanyası için olmuş, hatta harika olmuş diyebiliriz. Kısa, öz ve derdini net anlatan işler her zaman daha avantajlıdır. Derdini kısa, öz ve net anlatacak fikirler bulmak ise her reklamcının harcı değildir. Bunu başaran, son dönemin gözde yerli ajanslarından biri olan Happy People Project'in stratejistlerini ve yaratıcılarını tebrik etmek lazım.
İlgilenenler için kampanyanın künyesi:
Reklamveren: Electro World Reklamveren Yetkilisi : Can Emci, Sinem Şanda, Ece İşci Reklam Ajansı : Happy People Project Yaratıcı Ekip : Yaşar Akbaş, Atilla Karabay, Tuğçe Kadıoğlu, Yasin Yaylı, Efe Kaptanoğlu, Mert Sönmez Müşteri İlişkileri : Orçun Onural, Burcu Erenkuş, Özge Tuygur, Gülru Talayman Strateji : Emel Göker, N. Özlem Akbaş Prodüksiyon Şirketi : Jaguar Yönetmen : Emre Akay Kullanılan Mecra : TV, basın, outdoor
Evet gerçekten var böyle bir bal türü. Serdar Erener'in Türkiye'nin en başarılı reklamcılarından biri olduğunu inkar etmek için söylemiyorum bunu. Aksine, çoğu zaman insanın kendi şansını kendisinin yarattığını düşündüğüm için, emeğin ve başarının şansı da beraberinde getirdiğine inandığım için söylüyorum.
Geçtiğimiz hafta "milli gururumuz" Türk Hava Yolları'nın reklam filmi tüm Tv kanallarında aynı anda ekranlarımıza geldi. THY'nin dünyanın en fazla ülkeye (90 ülke) uçan havayolu şirketi olduğunu anlatan, bunu anlatmanın yolunu da dünyanın dört bir yanındaki insanlara İstiklal Marşımızı çaldırmakta bulan Alametifarika Reklam Ajansının hazırladığı reklam, daha şimdiden son yılların en çok konuşulan reklamı olarak aklımıza kazındı. Serdar Erener'in esas "alametifarika"sı bu değil midir zaten? Markasının hep yüksek sesle konuşmasını/konuşulmasını isteyen işadamlarının favori reklamcısıdır Serdar Erener. Yine öyle oldu. Bir reklam yaptı ve günlerdir konuşuyoruz.
Reklamı ilk izlediğimde açıkçası soğuk bakmıştım. Reklamlarda milliyetçilik öğesinin kullanılmasını sevmediğimden eleştirmiştim de. Ancak daha sonraki izleyişlerimde reklamın estetik boyutu ilgimi çekmeye başladı. Muazzam bir yönetmenlik ve post prodüksiyon var reklamda. Yönetmen Bertan Başaran'a ve PTT Film ekibinin emeklerine sağlık. Yine de bu reklamın yurtdışında gösteriminin sıkıntılı olacağını düşünüyordum. Sonuçta çalınan milli bir marş. Empati kuralım. Yunan Hava Yolları bu başarıyı yakalasaydı ve reklamında bir Türk'e Yunan milli marşını çaldırsaydı, bu reklam da Türk Televizyonlarında yayınlansaydı ne tepki verirdik? Ancak Serdar Erener'in açıklamasıyla durum netleşti. Reklam yurtdışında bu haliyle yayınlanmayacak. Aynı insanlara "We are Turkish Airlines. We are globally yours" jingle'ı çaldırılmış. Yurt dışında o şekilde yayınlanacak. Mantıklı. Yani bu reklam, tamamen Türk halkının gururunu okşamak için yapılmış, Türk'ün Türk'e propagandası şeklinde özetleyebileceğimiz bir iş.
Yazının başlığındaki bal nereden geliyor peki? Şuradan geliyor efendim; Serdar Erener'in en önemli kampanyaları hep konjonktürle uyumlu oluyor. Suriye'yle yaşadığımız gerginlik ortada, neredeyse savaş çıkacak. Dolayısıyla milli duygularımızın kabardığı bir dönemden geçiyoruz. Tam böyle bir dönemde bu reklam... Reklamın yayınlandığı akşam o gazla neredeyse Suriye'ye girecektik !
Bundan yaklaşık 10 yıl önce de böyle olmuştu. Irak'ta askerlerimizin başına çuval geçirilmişti. Bunu kaldıramamış, çok kızgın bir Türk halkı vardı. Tam o dönemde Cola Turka'nın lansman reklamı yayınlandı. Reklamda, Cola Turka içen Amerikalılar adeta Türkleşiyor. Türk gibi muhabbet edip, Türk gibi davranıyorlardı. Bu reklamın arkasındaki isim kimdi dersiniz? O dönemde Y&R Reklamevi'nin başkanı olan Serdar Erener olmasın sakın!
Buna şaşırmamak gerek aslında. Bence ve bu işe kafa yoran birçok insana göre Serdar Erener, Ali Taran, Hulusi Derici gibi isimler Türk toplumunu çözmüş kişilerdir. Milliyetçilik bu toplumda her zaman iş yapar. O yüzden Serdar Erener, "pozitif milliyetçilik" olarak tanımladığı bu tür işleri yapmaya devam edecektir.
İtiraf edelim, en beğenmeyenlerimizin bile bir miktar hoşuna gitmiştir Cem Yılmaz'ın son (daha doğrusu ilk!) İş Bankası reklamı. İlk izlediğimde oluşan ön yargım hemen kırıldı ve izledikçe reklamı daha çok sevdim. Reklam, görsel açıdan o denli keyifli ki, o akıcılığı 2 dakika 13 saniyelik bir reklam filminde yakalamak gerçekten maharet isteyen bir iş. Özellikle sahne geçişlerindeki profesyonellik beni çok etkiledi. Bu yüzden her şeyden önce, benim fakültemden (Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi) mezun olmasından dolayı gurur duyduğum reklamın yönetmeni Bahadır Karataş kocaman bir tebriği hakkediyor. Reklam yazarlığı açısından ise bence derslik bir metin. Her kelime özenle seçilmiş, üzerinde uzun uzun düşünülmüş. Kolay değil, Türkiye'nin en büyük bankasının 88 yıllık tarihi anlatılıyor. Bütün detaylara değinmek elbette zor ama müşteriye saygı, üreticiye destek, Şişecam gibi detaylara çok hoş değiniliyor. Büyük markalar, hele de köklüyse; tarihini pazarlar! Tarihlerindeki detaylar, onu bugünlere taşıyan kilometre taşları hep ilgi çeker. Coca Cola'nın tarihini dinlemekten bıktık neredeyse ama Coca Cola bununla övünmekten asla vazgeçmiyor. Ülkemizin en önemli ve en eski kurumlarından olan Türkiye İş Bakasının da tarihini öne çıkarması oldukça anlamlı ve başarılı. Amma velakin, son sözüm Cem Yılmaz'ı mal bulmuş mağribi gibi her reklamda kullanmaya çalışan markalara. Şu an gözünüzü kapatın ve Cem Yılmaz deyince aklınıza gelen markayı söyleyin desem? Cevaplar şöyle olacaktır: İş Bankası, Türk Telekom, Doritos, Opet, Telsim... Aklıma gelmeyenler de vardır eminim. Bu çoklu cevaplar, markalara zarar verir. Bu denli önemli bir celebrity, tek bir markayla özdeşleşmeli. Parası neyse verilmeli ve en azından uzun bir süre başka bir markanın reklamında oynaması yasaklanmalı. Bakınız, Britney Spears, Pepsi'nin reklam yüzüyken magazinciler tarafından Coca Cola içerken görüntülendiği için Pepsi tarafından anlaşması derhal sonlandırıldı. El alem bu konularda çok ciddi. Çünkü, celebrity'nin marka algısına katacaklarını ve ondan götüreceklerini çok iyi biliyorlar. Tüketicinin kafa karışıklığı yaşaması bir marka için kabustur. O yüzden tek celebrity=tek marka... Not: İlgilenenler için reklam metni ve künyesi, hala izlemeyenler varsa diye bir de reklamın videosu aşağıdadır...
Set Görevlisi – Servet Bey hazırız efendim
Cem Yılmaz – Allahım beni mahçup etme. İlk lafım neydi. ( herhalde bu İş Bankası açıldığında ilk düşünülen ve söylenen laftı – “Mahçup olmamak, bu işin altından kalkmak”
Cem Yılmaz- Günaydın Türkiye. Bugün iktisadi hayatımızda yepyeni bir banka var, Türkiye İş Bankası.
Bu pırıl pırıl insanlar şu anda tam dört şubede sizlere hizmet veriyor.
Bankamıza gelirken önünüzü iliklemenize gerek yok. Müsade edin onu biz yapalım. Şükrü Bey… ( hep eğilen, hürmet edene – eğilen ve saygı duyan bir banka)
Bugün memleketimizde en büyük teşebbüsten, en küçük tasarrufa kadar hayalleri olan insanımızın yanında kim olsa beğenirsin. ( yatırımları destekleyen – bireysel tasarrufları değerlendiren)
Çocuk- İş Bankası
Cem Yılmaz- Aslan parçası
Şöyle izah edeyim… (1. bölüm biter)
Cem Yılmaz- Bu memlekette çalışıp üreten insanlar var. Hayırlı olsun.
Kolay gelsin. Önemli olan içimizdeki cevheri ortaya çıkarmak ve onu bir kuyumcu titizliğiyle işlemek.
Bu uzun soluklu bir iş.
Bugünden yarını ilmek ilmek dokumak ve büyümek. Ellerinize sağlık.
( işte size üç dilek – hayırlı olsun, kolay gelsin, ellerinize sağlık. kültür kodumuzu yansıtan, bu açıdan da son kullanıcının diliyle ona seslenen)
Cem Yılmaz- Kaç olduk naci?
Naci- 56
Cem Yılmaz- Koş koş
Biz beraber büyümek isteyen bir aileyiz. Hayallerimiz ortak, bugüne ve yarına dair.
Hayallerimizin gerçek olduğu huzurlu bir yarından bahsediyorum.
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.
Gelecekte ne olacağını kim bilebilir ki!
Belki ilerde uçan insanlar olacak yada daha fazlası.
Velhasıl yarın Türkiye bir gün daha büyüyecek.
“Önünde hayalleri yanında İş Bankası”
Set Görevlisi – Stop!
Cem Yılmaz – Açıl yavrum roket yakmasın
Bravo çocuklar.
İş Bankası Görevlisi- Servet Beycim İş Bankasının ilk reklam filminde harikalar yarattınız. Bence bu film 88 sene konuşulur.
Cem Yılmaz- Aman efendim estağfurullah. Memlekete bir faydamız olsun, biz konuşulmasak da olur.
88 olduk mu Naci?
Dış ses- Türkiye’nin bankası 88 yaşında.
Reklam Ajansı: Media Turgul DDB Reklamveren: Türkiye İş Bankası Reklamveren Temsilcileri: Suat Sözen, Zeynep Yapar Yaratıcı Grup: Cem Yılmaz, Kurtcebe Turgul, Talha Yüksel, Mert Kunç, Eser Yazıcı, Elif Özüdoğru Müşteri İlişkileri: Yiğit Kariş, Zeynep Begüm Derinöz Ajans Prodüktörleri: Gülengül Arlıel, Evrim Saraçoğlu Prodüksiyon şirketi: Filmpark Yönetmen: Bahadır Karataş Müzik: Jingle House Medya Ajansı: Carat Kullanılan Mecralar: TV, sinema, basın, internet
Prodüksiyon: Filmpark Yönetmen: Bahadır Karataş Prodüktör: Mete Özok Line Producer: Oğuz Ongun Görüntü Yönetmeni: Suat Kutluğ Prodüksiyon Amiri: Mehmet Seçen, Alper Evirgen Prodüksiyon Ekibi: Serhat Özcan, Emir Arpacı, Ercan Erden,Adem Kuzey First AD: Aslı Sağ Yönetmen Asistanı: Mehmet Çelebi, Nazlı Güner, Koray Ağzıyağlı Sanat Yönetmeni: Zafer Kanyılmaz Editör: Sezer Uçar Ses Tasarımı: Burak Topalakçı / Durul Seren Post Prodüksiyon: Sinefekt Görsel Efektler: Kuban Altan / Alper Oktay / Arda Kutlu Post Prodüksiyon Amiri: Coşkun Özgül Renk: Jasper A L Taylor Illüstratörler: Ethem Onur Bilgiç, Hakan Küçükyılmaz, Selçuk Ören, Mert Tügen